|
Ana
Baba Okulu Seminer Notları
Sorun Çözme Becerisi
Rıchard Bach'ın Mavi Tüy adlı romanından sorun ile ilgili bazı sözler:
"Kendisinden kaçmayı gerektirecek kadar büyük hiç bir sorun yoktur. Sana hiç
bir katkısı olmayacak nitelikte bir sorun yoktur. Sana kazandıracaklarına ihtiyacın
olduğu için sorunları ararsın." "Eğer mutluluğun başkalarının tavrına
bağlıysa, senin de sorunun var demektir." "İyi yada kötü yoktur, bizi mutlu
edenler veya mutsuz edenler vardır sadece." "Eğer dostluğumuz zaman ve
uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı
yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın
içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?"
"Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında olunan ya da olunmayan çatışmalardan
kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri değil uzun süreli
çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasını oluşturur."
Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor. Çatışmaların çözümüne iki
temel tutum içinde yaklaşılabilir.
1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN /
KAYBET)
2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da KAYBEDEN YOK
yaklaşımları).
Kazan
/ Kaybet Yaklaşımı: İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut
kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan, hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde
karşılıklı ilişkilerde güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına
tartışma taraflardan birince kazanılır. Kaybeden Yok Yaklaşımı: Bir çatışma
konusu ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin
yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı
bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar.
Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde gözden geçirilerek bu
gerçekleştirilebilir.
Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:
1.Birinci aşama: ÇATIŞMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda
kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada "BEN DİLİ" kullanmayı ve her ikinizi
de memnun edecek bir çözüme ulaşma tutumu içinde olduğunuzu belirtmeyi ihmal
etmeyin.
2. İkinci aşama: BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: Beş yada on
dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da
kötü, mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduğu gibi ortaya koyun.
Bu aşamada amaç sorunla ilgili olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste
halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir.
3.Üçüncü aşama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEĞERLENDİRİN: Bu aşamada her
çözüm yolunu değerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiğini
tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri
önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediği halde karşısındaki memnun olsun diye
kabul etmek, iki kişinin arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından sakıncalıdır.
4. Dördüncü aşama: EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAŞIN: Şu ana dek bütün
seçenekleri gözden geçirmiş bulunuyorsunuz. Şimdi her ikinizi de en çok tatmin
edecek kararı verme durumudur bu karara ulaştıktan sonra çözümün ne anlama geldiği
bir kez daha her iki kişi tarafından ifade edilir.
5.Beşinci aşama: ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün
ayrıntılarını konuşmaya başlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm
uygu-lamaya konduğunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması
gerektiğinin konuşulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen planlamaya
başlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün uygulanmaya geçebilmesi
için gerekli işlemlerin her iki kişi tarafından anlaşılmış olmasıdır.
6.Altıncı aşama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün
gerçekten uygulanabilir ve uygulanamaz olduğunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir
süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük fayda var.
Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı değişiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir
durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin edici bulmayıp yeniden gözden
geçirmek gereği duyulabilir. Önemli olan sorunun altında ezilmek yerine her iki
tarafı da hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla
uğraşmak yapıcı çözüm önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler
yerine geldiğinde ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini
anlama söz konusu olacaktır.
Çocuğa kurallara uymayı öğretmek :Çocuğa bireysel ve toplumsal
kuralları, sağlıklı davranışları öğretmek sevgi, anlayış ve hoşgörü
ortamında olumlu davranışların desteklenmesi, olumsuzların düzeltilmeye
çalışılması ile olur. Çocuk yetiştirmede sevgi ve şefkat kadar sınır koymanın
ve tutarlı davranmanın da çok önemli olduğu unutulmamalıdır.
Konulan kurallar
uygulanamıyorsa öncelikle bu kuralların çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olup
olmadığı araştırılır. Anne babanın kurallar konusundaki birliktelikleri ve
kararlılıkları da son derece önemlidir. Eğer anne ve baba kurallar konusunda uyumlu
ve net iseler, sıra konulan kuralların çocuğa anlayacağı dilde öğretilmesi ve
uygulanmasına gelir. Çocuklar çoğu kez kuralları bozarak sınırları kontrol
ederler. Böylesi bir duruma aşırı hoşgörü ile yaklaşma çocuğun ciddiye
almayacağı yetersiz cezalar verme ya da "Bir daha yaparsan kötü olur"
diyerek sürekli geçiştirme çocuğun hatalı davranışlarını yinelemesine yol açar.
Kuralların uygulanması aşamasında anne babanın yalvarır tarzda yaklaşımları (Ne
olur, beni seviyorsan, yapma vb.) ya da (Uslu durursan, sana bir şey alırım)
tarzındaki sözleri sık görülen hatalardır.
Çabucak affederek hiçbir şey olmamış
gibi davranmak çocuğa kuralların gereksizliğini düşündürtürken yeniden hata yapma
hakkını da verir. Ceza verirken öncelikle davranışları çığırından çıkmadan
çocuğun durdurulmasına çalışılmalıdır. Kararlı bir ses tonu ile yalın bir
uyarı çoğu kez yeterli olabilir. En etkili ceza çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum
bırakmaktır. (Bisiklete binmek, TV seyretmek vb.) Aynı davranışın bir gün
cezalandırılıp ertesi gün hoş görülmesi çocuğun kafasını karıştırır. Bu
yüzden tutarlı davranmak da önemlidir.
Çocuğa düzen ve sorumluluk kazandırma:Çocuğa odasını düzenli
tutması yolunda sorumluluk aşılarken öncelikle çocuğun yaşına uygun
yaklaşımlarda bulunmak gerekir. Küçük yaştaki çocuklarda anne - çocuk düzene
yönelik bu tür işleri birlikte bir oyun gibi başlatabilirler, sonra anne çocuğun tek
başına yapmasını teşvik eder ve başarısını ödüllendirir.
Ödüllendirmenin
mutlaka bir şeylerin alınması ile olması gerekmez; sıcak bir bakış, sarılma,
övgü dolu sözler ya da beraber yapılacak bir etkinlik çocuğun olumlu
davranışlarını pekiştirebilir. Ergenliğe yaklaştıkça çocuk artık odasına
izinsiz girilmesi, özel eşyalarının yerlerinin değiştirilmesi gibi konularda
hassaslaşır. Bu yaşlarda annelerin gencin "özelini" yaratma çabalarını
dikkate almaları, sürekli eleştirmek yerine, ona da karar hakkı bırakan önerilerde
bulunmaları uygundur.
Kaynak
:Yavuzer , Haluk " Çocuk Psikolojisi" ,"Çocuk Eğitimi El
Kitabı","Ana Baba Okulu"Remzi Kitapevi, İstanbul |