| Kekemelik,
kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya
da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve
bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle
konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu iletişim bozukluğudur.
Kekemeliğin çoğunluk tarafından kabul edilmiş bir tanımı yoktur. Bazıları
kekemeliği bir ritim bozukluğu olarak kabul ederler. Ritim bozukluluğuna konuşmanın
akıcılığındaki bozukluğu ekleyenler de vardır.
Kekemeliğe sadece ritim ve akıcılık bozukluluğu olarak bakıldığında kekeleyenle
kekelemeyeni ayırmak çok güçtür. Çünkü herkesin kendine özgü bir konuşma ritmi,
akıcılığı ya da gözlenebilir duraklaması, irkilmesi vardır. Gerçi konuşmanın
akıcılığı için radyo, televizyonlarda haberleri sunan spikerlerin konuşması örnek
olarak alınabilir. Spikerlerin haber bültenlerindeki konuşmaları akıcılık
yönünden artı uca konursa, kekemelerinki derece derece eksi uca doğru kayan bir durum
gösterir. Bunun sınırını kestirmek güçtür.
Günlük konuşmada, spikerlerin haber bülteni verirken yaptıkları konuşma
ölçüsünde akıcılık bulmak güçtür. Her gün rastladığımız kişilerin
yaptıkları konuşmalara, radyo ve televizyonlarda yayınlanan röportajlara göz atıp,
kulak kesilirsek akıcılık yönünden farklılar yakalayabiliriz. Ama bu kişilere
kekeme diyemeyiz. Konuşmadaki akıcılığın saptanması istatistiksel bir işlemi
gerektirir. Kekeleyenler de kekelemeyenler de akıcılık yönünden geniş ayrılıklar
gösterir. Bu tanımların kullandığı akıcılık sözcüğüyle ne kastedildiğinin
açıklığa kavuşturulası gerekmektedir. Akıcılığın bozulması demek,
konuşmada; duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalar demek
olacaktır. Bu açıklamadan hareket edildiğinde kekemelik konuşmanın
akıcılığının duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalarla
bozulmasıdır türünden bir tanım ortaya çıkacaktır. Benzer yaklaşımlarla
yapılmış birkaç tanım daha verilebilir.
Kekemelik; tutukluk, bir sözcüğü ya da sesi yineleyerek duraklama, kimi sesleri uzatma
ya da patlama nedeniyle konuşmayı olağan ritim ve akıcılığıyla sürdürememe
durumudur. Veya kekemelik sesli konuşmada sözcüklerin akışının yineleme, takılma,
solunum tutuklukları, kas gerilimi gibi nedenlerle engelleyip, kesintiye uğramasıdır.
Belirtilere dayanmadan yapılan tanımlar da vardır. Kekemelik, konuşmaktan çekinen bir
kişinin konuşmadan önce gösterdiği kasılma ve tepkilerdir. Bu tanıma göre
kekemelik, kişinin tekrar kekelemeyeyim derken yaptığı şeydir. Kekemeliğin
belirtilerinden birini ya da birkaçını esas alarak yapılan tanımlamalar da vardır.
Pepemelik, sözcüklerin ilk sözcüklerini güçlükle söyleyebilme; dil tutukluluğu.
Dil tutukluluğu, dilin görevi tam olarak yapamaması yüzünden ileri gelen ve
sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma
güçlüğü.
Kekemelik nedir sorusuna yanıt olarak yukarda verilen tanımların çoğunu içeren ve
onlara belirtilerin çoğunu ekleyerek yapılan tanımlar da vardır. Bunlar bir araya
getirildiğinde şöylesi bir tanım ortaya çıkmaktadır: Kekemelik, kişinin tekrar
kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme,
duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el,
kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında
oluşturduğu bozukluktur.
Kekemeliğin
nedenleri konusunda bugün bir birlik ve beraberlik yoktur. Kekemeliğin
nedenleri ile ilgili ileri sürülen görüşler oldukça değişiktir ve çoktur. Her
görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı araştırma sonuçlarını da
vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği kadar birleştirerek, kümeler
halinde açıklama yolunagidilecektir. Değişik görüşler burada beş alt başlık
altında ele alınacaktır.Bunlar kekemeliği:
Yapısal bir problem olarak ele
alanlar;
Öğrenilmiş bir davranış olarak
kabul edenler;
Kişilik bozukluluğu olduğunu
ileri sürenler;
Perseverasyon - direnme ile
açıklamaya çalışanlar ve
Bunlar arasında orta ya da karma
bir yol tutanların kuramlarıdır.
1.
Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Poblemdir:
Bu kümedekiler kekemeliği
bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş
çok eski çağlardan beri sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir
özre, hançeredeki ses bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar
olmuştur. Beynin sağ ve sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale
gelmezse, konuşma işi beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu
durumun kekemelik oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma
organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik
olmayışından kaynaklandığını söyleyenler de vardır.
Bu görüşte olanlara göre kekeme
olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları
kekemeliği önleyecek durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir.
Fakat çevre koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir.
Kekemelik soy ve özgeçmişleri
üzerinde yapılan araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için
kullanılır bu kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin
soyunda kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik
ikiz doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine,
ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır. Yani
ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri
incelendiğinde "gecikmiş konuşma" problemi görülür. Kekemeler arasında
sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık geçirenlerin sayısı
oran olarak fazla görülmektedir.
Kısaca, bu görüşte olanlara
göre fizik yapı kemeliğe uygun ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla
birleştiğinde kekemelik gelişir.
2.
Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır:
Bu görüşü savunanlar kekemeleri
bir küme olarak, kekeme olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu
görüştükleri göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım,
fizik gelişim, sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken
yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında
konuşmanın kendisi öğrenilen bir süreçtir.
Konuşma gelişimi sırasında öyle
bir dönem gelir ki, o dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar.
Kekemeler bu dönemde konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış
değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse
kekemelik bir yapısal özelliğe bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir
özürdür. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer
yetişkinler tutulma ve duraklamaya karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir,
telaşlanırlar. Bunu çocuğa aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde
atlatabileceği bir dönemden, tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser,
bilinçli hale getirir ve kekeme olarak çıkar.
Bu görüşte olanlara göre
kekemelik herhangi bir yapısal özre bağlanmaz. Aristotle zamanından bu yana, kekemelik
ile ilgili inançları ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya
çalışır bu görüşte olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10
nunda kekelediğini ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin
nedeni olsaydı konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme
konuşma sırasında 1 - 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre
dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik özrün
bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın olanaksız
olduğudur.
Kekemeliğin soy kovalaması onun
kalıtsal olduğunu göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar
yüksek değildir. Aynı ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı
kalıtsal olmaktan çok, geleneksel bir hal olmasındandır.
Yine, bu görüşte olanları
yaptıkları araştırmalardan çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz ya da ağır
derecede kişilik bozukluğu arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.
3.
Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğudur:
Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci
ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun
bir belirtisidir. Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol
çatışmasıdır. Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda
doyuramadığı birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır.
Kekemelerde belirli bazı kişilik
özellikleri vardır. Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı,
yalnız, utangaç gibi sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik
özellikleri gösterir kekemeler.
Gökay ve Kasatura yaptıkları
araştırmada kekemeler ile nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır.
Aile içi çatışmalar bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir
benzerlik görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer
özelikler bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana
babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük
ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin
kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın.
Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal
ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.
Bu görüşte olanların
bazılarına göre insan vücudu biyolojik yönden bir denge içinde gelişir.
Görevlerini de dengeleme biçiminde yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden
fazla olursa vücut terlemeye başlar. Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır.
Soğukta büzülür, tüyler diken diken olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır.
Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir.
Bunlar, durumsal baskılara, sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun
karşı tepkileridir. Hangi türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında
kaldığında vücudun görevlerinde bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı
ya da güç duruma karşı bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz.
Bazı durumlarda baskıya bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge
bozulur. Buraya kadar söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya
da çözülmelerdir. İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler
de vardır. Yürüme, koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi
kazanılmışsa, yerleşmişse, baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler.
Onlar daha kararlı ve süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk
ve hafif baskılar karşısında hemen çözülüverir.
Konuşma kazanılmış,
öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice
pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu,
birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi
bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde
görülür.
4. Bir
Direniş (Perseverasyon) Belirtisi Olarak Kekemelik:
Bu görüşte olanların hareket
noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik
fizyolojik-organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak,
kendini bir önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan
kalsa bile, organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan
kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi hissetmesi
bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin olay yerinden
ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da diğer bir örnektir.
İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat çoğunlukla bu gibi
durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal gerginlik ve kaygılar bunlar
arasındadır.
Eğer birey direnmeye neden olan bir
durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için
zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki,
konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.
5.
Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanmaz:
Bu görüşte olanlara göre,
kekemelik her zaman bir tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan
görüşlerin hepsinin doğruluk payı vardır. Bunların birini kabul edip diğerlerini
atmak ya da onlara karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen
bir, bazen birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere
göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek
tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının
akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.
Özet olarak, daha kesin bilgilerle
donatılıncaya kadar bu son görüş daha fazla kabul olacaktır denebilir. |