EROİN
(OPİYAT)
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Afyonun İngilizce karşılığı “opium”dur. Afyon ve benzeri maddelerin tümüne
“opioid” adı verilmektedir. Eroin de afyon haşhaşından elde edilen ve uyuşturucu
özelliği taşıyan bir maddedir. Büyük oranda bağımlılık yapma özelliğine
sahiptir. Opiodlar arasında afyon sakızı, morfin, kodein de sayılabilir.
Sokak İsimleri
Mal, beyaz toz, beyaz kelebek, kağıt üstü, h(eyç), junk, staff, charlie, kireç, kar,
cevher, kız, beyaz peynir, ilaç, something vb. eroin için kullanılan diğer adlardır.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Beyaz ile koyu kahve arasında değişen renklerde olabilen bir tozdur.
Eroin genellikle enjekte edilerek (shooting ya da mainlining diye bilinir), burundan
çekilerek ve ağız yoluyla alınarak kullanılmaktadır. Tipik olarak bir eroin
kullanıcısı, günde üç-dört kez enjeksiyon yapar.
Damar yoluyla kullanımlarda, çok kısa sürede hızlı etki yapmaktadır. İçildiğinde
ya da burundan çekildiğinde tepe etkisini, 10 ila 15 dakika içinde göstermektedir.
Etkisi 4-6 saat kadar sürdüğünden, kişi günde 3-4 kez eroin kullanmak zorunda
kalır. Burundan çekerek ya da içilerek eroin alma, damardan enjeksiyon yolu gibi yoğun
bir “etki” (rush) üretmese de; NIDA araştırmacıları eroinin üç kullanım
şeklinin de bağımlılık yapacağını doğruladılar. Ulusal datalara göre eroin
kullanıcılarının en geniş gruplarından biri, 30 yaşın üstünde olmaya devam
etmektedir.
Fiziksel ve Psikolojik Etkileri Kısa süreli etkileri:
Enjeksiyondan sonra eroin, beyin bölgelerine geçer. Beyinde eroin morfine
dönüştürülür ve beyindeki sinir hücrelerindeki opiod alıcılarına hızlıca
yapışır. Yoğunlaşmanın şiddeti; ne kadar madde alındığına, maddenin beyne ne
kadar hızla girdiğine ve beyindeki opiod reseptörlerine ne kadar çabuk
yapıştığına bağlıdır. Bağımlılık yapıcıdır, çünkü beyne oldukça çabuk
girer.
Kullanıcılar ilk başta “rush" diye adlandırılan deneyimi yaşarlar.
Eroin kullanımından sonraki “rush” deneyimine derinin yüzeyinde bir sıcaklık,
ağız kuruluğu, göz bebeklerinde küçülme, kol ve bacaklarda ağırlık hissi, mide
bulantısı, kusma ve ağır kaşınma hissi eşlik eder. İlk etkilerinden sonra;
kullanıcılar genellikle birkaç saat boyunca uykulu olurlar. Konuşmaları yavaşlar,
dikkat ve bellek fonksiyonlarında bozukluklar görülebilir. Eroinin merkezi sinir
sistemindeki etkileri nedeniyle zihinsel işlevsellik gölgelenir. Kalp ve tansiyon
yavaşlar, bazen ölüm noktasına da varabilir. Sokaklarda satılan eroinin ne kadar saf
olduğunun tam olarak bilinememesi özel bir risk durumu yaratır. Bu nedenle, eroin
kullanıcıları bilmeden de yüksek doz alma riskindedirler. Eroin kullanıcılarında
HIV virüsü, Hepatit C ve diğer enfeksiyon hastalıklarının görülme nedenleri, bir
başkasının kullandığı enjeksiyon araçlarının paylaşılmasından ya da enjeksiyon
yoluyla eroin kullanan biriyle korunmasız cinsel ilişkiye girilmesinden
kaynaklanmaktadır.
Uzun süreli etkileri:
Eroinin uzun süreli kullanımında en zarar verici etkilerinden biri bağımlılığın
kendisidir. Bağımlılık süreğendir. “Hastalığa” yeniden yakalanma, devamlı bir
şekilde (kompülsif olarak) maddeyi arama ve kullanma ile karakterize olur.
Eroin, çok güçlü bir şekilde maddeyi aramaya ve kullanmaya motive eden fiziksel
tolerans oluşturur. Herhangi bir bağımlılık yapan maddenin kullanıcıları gibi,
eroin kullanıcıları da düzenli bir şekilde maddeyi elde etmek ve kullanmak için çok
ama çok zaman ve enerji harcarlar.
Yoksunluk Belirtileri
Fiziksel bağımlılık maddenin yüksek doz alımlarıyla gelişir, vücut maddenin
varlığına adapte olur ve eğer aniden azaltılırsa “yoksunluk” belirtileri meydana
gelir.
Eroin kesildikten 6-8 saat sonra yoksunluk belirtileri başlar. Belirtiler 2-3 gün
içinde en şiddetli dönemini yaşar ve 7-10 gün içinde sonlanır. Ancak bazı
belirtiler 6 ay kadar sürebilir.
Yoksunluk belirtileri; rahatsızlık, gerginlik, kas ve eklem ağrısı; uykusuzluk,
kusma, kolların diken diken olması (cold Turkey), terleme, sarsıntı ve halsizliktir.
Entoksikasyon ve sonuçları
Yüksek dozlarda alındığında tepkisizlik, yavaş solunum, beden ısısında düşme,
kalp atışlarının yavaşlaması, tansiyon düşüklüğü, koma ve ölüm
görülebilir.
Metadon ya da LAAM Programları
Yurt dışında uygulanan tedavi programlarıdır. Reçeteyle yazılan Metadonun
entoksikasyona ya da sedasyona yol açması görülmez; günlük aktiviteleri yapmayı
engellemez. Ağız yoluyla alınır ve eroinin yoksunluk belirtilerini 24 ile 36 saat
arasında bastırır. Etkisi 24 saat içinde sonlanır ki bu eroinin etkisinde 6 kez daha
fazla bir zaman demektir. Bu nedenle tedavide günde bir defa alınması yeterlidir.
Kişiler Metadon alsalar da eroinden farklı olarak acıyı algılayabilmekte ve duygusal
reaksiyonlara sahip olabilmektedirler. Metadon ayrıca, eroinin yeniden kullanılmasına
neden olan craving “şiddetli arzu”yu hafifletir; dindirir. Davranışsal,
danışmanlık ve diğer destekleyici çalışmalarla birlikte metadonun, kişinin eroin
alımını durdurmasını sağladığı ve daha dengeli/üretici yaşama döneminde
kişiye yardımcı olduğu belirtilmektedir.
LAAM tıpkı metadon gibi sentetik bir opioddur ve 1993’de Amerika’daki “Food and
Drug Administration” tarafından eroin bağımlısı hastaların tedavisinde
kullanımını onaylamış bir maddedir. Ağızdan alındığı zaman, minimal yan
etkilerle, eroinin yan etkilerini 72 saate kadar durdurabilmektedir. Uzun süreli etkisi
yüzünden haftada sadece 3 kez kullanımı yeterli olmaktadır.
LAAM ve Metadon, uyuşturucunun verdiği zararların azaltılması amacıyla yurt
dışında başvurulan yöntemlerdir. Uyuşturucu ile mücadele, kimi zaman başarılı
sonuç vermemektedir. Bu durumda izlenen yol uyuşturucunun verdiği toplumsal, bireysel,
psikolojik ve ekonomik zararların azaltılmasıdır. Enjektör değişim programları,
Metadon veya LAAM tedavisi bu yönde yapılan çalışmalardan birkaçıdır. Ülkemizde
bu tür bir tedavi programı uygulanmamaktadır ve bu maddeler yasadışı olarak kabul
edilmektedir
MORFİN
Genel Özellikler: 1817 yılında Alman kimyacı Friedrich
Sertürner tarafından keşfedilmiştir. İlk olarak afyon bağımlılığını tedavi
etmek için kullanılmıştır. Bu yüzden morfini temin etmek çok kolaydı ve kısa
süre sonra afyonun yerini morfin almaya başladı. Morfin aynı zamanda, Amerika’nın
iç savaşında yaralı askerlerin tedavisinde kullanılmış, savaş sona erdikten sonra
yaklaşık 4.000.000 asker evlerine morfin bağımlısı olarak geri dönmüştür. Tüm
bunların sonucu olarak, 1914 yılında Amerika’da morfin kullanımı sadece doktor
tavsiyesi ile sınırlandırılmış, bunun dışındaki kullanımlar yasa dışı ilan
edilmiştir.
Afyonda bulunan 25 dolayında alkoloitten en önemli ve en yüksek oranda bulunanıdır
morfin. Ham afyonun kimyasal işlemlerden geçirilmesi sonucu elde edilir. Ağrı kesici
ve uyuşturucu olarak uygun dozlarda tıpta kullanılmaktadır. Çok çabuk bağımlılık
geliştirdiği için zorunluluk dışında başvurulması sakıncalı olabilir.
Kullanım Şekli ve Görünüm: Beyaz toz kristal halindedir. Suda ve alkolde erir.
Morfin damardan, sigara gibi içilerek, koklanarak ya da yutularak kullanılabilir.
Amerika’da "M, morph, Miss Emma” gibi isimlerle anılır. Ülkemizde ise beyaz
şey, maymun, rüya gören, amca, küp, eritici gibi sokak isimleri vardır.
Etkiler:
Morfinin etkileri, afyonun etkilerine benzer fakat ondan daha güçlü ve hızlı ortaya
çıkarlar. Alınan miktar az ise morfinin uyarıcı bir etkisi vardır. Miktarın
artmasıyla birlikte morfinin uyku verici, uyuşturucu etkisi başlar. İlk kullanımda
ağrı kesen, rahatlatan, sarhoşluk hali yaratan bir etkisi vardır. Kişi yorgunluk,
açlık, uykusuzluk hissetmez, kendisini enerjik ve canlı hisseder. Sık kullanım sonucu
tolerans gelişir. Aynı etkiyi yaratmak için kullanılan dozun arttırılması gerekir.
Bu yüzden bağımlılık potansiyeli çoktur.
Yoksunluk:
Morfinin etkilerinin geçmesiyle birlikte şiddetli halsizlik, uyuma isteği, kas
spazmları, şiddetli burun akıntısı, yorgunluk, sinirlilik, endişe, korku gibi bir
tablo ortaya çıkar. Kişi bu durumdan çıkmak için tekrar morfin alma arayışına
girer.
KETAMİN
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Ketamin, PCP’ nin yerine kullanılması için 1963’ de dissosiyatif anestetik olarak
geliştirilmiştir. Günümüzde hayvan ve insan ameliyatlarında anestetik olarak
kullanılmaktadır. Beyindeki Glutamate -ağrı algısı-, çevreye tepki verme ve hafıza
merkezlerini etkilediği düşünülmektedir.
Sokak İsimleri
K, özel K, vitamin K, “Ketalar SV” ve “Cat Valiums” olarak da bilinir.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Sıvı, beyaz, toz, ya da hap şeklinde bulunabilir. Ketamine Hydrochloride denen maddenin
ocak üstünde ısıtılarak sıvıdan toza dönüştürülmesi ile elde edilmektedir.
Kokusuz, renksiz ve tatsızdır.
Enjeksiyon, burundan çekme ve tütün ile içilerek de kullanılabilir. Ketamine
sıklıkla ecstasy ile karıştırılarak satılır ve beklenmedik etkileri ortaya
çıkar. Bazı insanlar inanılmaz bir hızla etkisinin başladığını söylerler.
Fiziksel ve Psikolojik Etkileri
Eğer burundan çekilmişse 5-15 dakika içinde, eğer ağızdan alınmışsa 5-30 dk.
içinde etkileri ortaya çıkar. Ketaminin temel etkileri eğer enjeksiyonla alınmışsa
30-45 dk. içinde, ağız yoluyla alınmışsa etkisi 1-2 saat içinde sonlanır.
En düşük dozlardaki etkileri, hafif sarhoşluk, hayalci düşünme, sendeleyerek
yürüme, robot gibi hareketler, gecikmiş yada azalmış duyumlar, sakarlık, baş
dönmesi, bazen erotik duygular, sosyal yetilerin artması ve algı değişiklikleri
şeklinde görülür. Daha yüksek dozlarda güçlükle hareket etme, bulantı,
disosiyasyon, zorlayıcı görsel imajlar ve bayılma görülebilir.
Çok güçlü halüsinasyonlara yol açar. Zaman, ses, renk ve benlik algılarını bozar.
Kullanıcıda kopukluk hissini ve kontrol dışı olma duygusu yaratır. Birçok insan
beden dışı deneyimler ve düzensiz seyahatler tarif ederler. Çevresinden ve
kendisinden uzaklaşma; ayrılma hissi yaratır. Müzik tuhaf ve yüksek sesli gelir. Kalp
atışı ve kan basıncı artar. Fiziksel koordinasyon ortadan kalkar, fiziksel
yetersizlik hissedilir, bu nedenle alındıktan sonra ağır makineleri çalıştırmak,
araba sürmek, yüzmek tehlikelidir. Kollar ve bacaklarda “hissizlik” yaşanır,
ağrı dindirici özelliği vardır. Gözler ışığa duyarlı hale gelir. Hafıza
kayıplarının da görüldüğü rapor edilmiştir. Bazı insanlar geçici felç/paralize
olma durumunu yaşadıklarını, kelimeleri ağızda gevelediklerini, hasta olduklarını
ya da olacaklarını hissettiklerini belirtmişlerdir.
Kimyasal yapısı, hareket mekanizmaları ve etkileri PCP’ninki ile benzerdir. Ancak
ketamin, etki süresinin PCP’den çok daha kısa olması nedeniyle daha az etkilidir.
Düzenli olarak kullananlarda paranoya ve egosantrizm gibi iki temel psikolojik problem
görülmektedir.
Yoksunluk Belirtileri
Belirli bir yoksunluk belirtisinden bahsedilmemiştir, ancak ağrıyı dindirme etkisi
olduğu için kesildiğinde ağrı duyumlarının artması görülebilir.
Entoksikasyon ve sonuçları
Yüksek dozlarda ise deliryum, amneziya, depresyon, bozulmuş motor fonksiyon, yüksek kan
basıncı, solunumda yavaşlama ve durma görülebilir. Bazı ketamin deneyimleri
neredeyse tamamen duyusal kopukluğun korkutucu noktasına kadar varır ve bu duygu,
ölüme yakın bir deneyim olarak nitelendirilir. LSD’ deki “bad trip” denilen bu
olay ketamin sonucu yaşanmışsa buna “K-delik” denmektedir.
MESKALİN
(KAKTÜS)
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Bir kaktüs türü üzerine ilk sistemli araştırmayı, 1886 yılında Ludwig Lewin
yayımlamıştır. Oysa aynı bitki; Meksika ve Güneybatı Amerikan yerlilerinin ve ilkel
kabilelerin çok eskilerden beri tanıdıkları ve kullandıkları bir maddedir. Mistik
törenlerde, düşünceyi değiştirmek, farklı boyutları algılamak, doğa ötesi
güçlerle ilişki kurmak ve gerçeği keşfetmek amacıyla kullanılmıştır.
Meskalinin, yapısı LSD ve psilosibin gibi maddelerden farklı olsa da; benzer etkiler
ortaya çıkarttığından halüsinojen bir madde olarak kabul edilir. Etkisi LSD’ye
benzer. Peyote kaktüsünün başlıca aktif maddesidir. Bu küçük tazemsi
görünüşlü kaktüs, Meksika’da ve A.B.D.’nin güneybatısında yetişir.
Sokak İsimleri
Küçük kaktüs başı, küçük kaktüs içkisi, kaktüs, doruklar, ay, yarım ay,
kötü tohum, büyük şef.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Genellikle ağız yoluyla çiğnenerek, ancak bazen enjeksiyon ile de kullanılır. Çay,
kahve, süt, portakal suyu ve diğer içeceklerle alınabilir. Kristal toz, kapsüller
veya sıvı olarak küçük ampuller halinde bulunur.
Fiziksel ve Psikolojik Etkileri
5 mg/kg meskalin, ışık ve renklerle ilgili şiddetli halüsinasyonlara neden olup
anormal psişik etkiler yaratır. Alındıktan 30 dk.sonra etkileri ortaya çıkar ve 12
saat içinde de sonlanır. Güvenli ve rahat bir ortamda alınmadığında olumsuz etkiler
yaratabilir.
Alındıktan sonra görsel izlenimler yoğunlaşmaya başlar, renklerde keskinleşme,
görsel halisünasyonlar, öfori, her şeye karşı ilgisizlik, normal şartlarda olağan
gözüken şeylerin olağanüstü belirtilere sahip olması, derinlik, zaman ve yer
algılarının ortadan kalkması, yönelim bozukluğu, vücut ısısı ve kan basıncında
artma, uykusuzluk ve zayıflık görülür. Meskalin kullanımı, algılanmakta olan her
şeyin çarpıtılmasına, renklerin ve seslerin değişmesine, renklerin ses, seslerin de
renk olarak algılanmasına neden olurlar. Meskalin LSD’den farklı olarak daha ziyade
renklerle ilgili duyumlarda etki yapar. Kullanım esansında bilinç dışına itilmiş
bir çok imaj ve bilgi ortaya çıkabilir. Sinestezi ve paresteziler görülebilir. Yan
etkileri arasında panik atak, depresyon, paranoid hezeyanlar, göz bebeğinde büyüme,
konfüzyon, intihar girişimleri vardır. Uzun vadede, kullanıcının hezeyan ve
halüsinasyonlarına, depersonalizasyon ve derealizasyon eşlik ettiğinden psikozla
karışan tablolar görülebilir.
Yoksunluk Belirtileri
Belli bir yoksunluk belirtisinden bahsedilmemiştir; ancak bağımlılık yapıcı
etkileri yüksektir. Toleransı arttırır.
Entoksikasyon ve sonuçları
Yüksek doz alındığında depersonalizasyon, derealizasyon, anksiyete ve panik
durumları görülür.
METAAMFETAMİNLER
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Merkezi sinir sistemini dramatik bir şekilde etkileyen güçlü uyarıcılardır. Bu
madde gizli laboratuarlarda çok pahalı olmayan malzemelerle karıştırılarak elde
edilmektedir. Metaamfetamin, 21. yüzyılın başında amfetaminden üretildi ve temel
olarak genizdeki tıkanıklıklar ve broşlardaki sorunlar için kullanıldı.
Metaamfetaminler kimyasal yapıları gereği amfetaminlere benzeseler de, merkezi sinir
sistemi üzerinde çok daha güçlü etkilere sahiptirler. Ancak reçete yoluyla
alınabilen ilaçlardır. Narkolepsi (kontrol edilemeyen derin uyku ataklarıyla
karakterize olan bir hastalık), ADHD; ya da -kısa süreli kullanım için- obezite vb.
rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığı için medikal alanda kabul edilmiştir.
Sokak isimleri
Genellikle hız, metan, tebeşir
olarak da bilinir. İçilerek alınan formlarına buz “ice”, kristal, kaçık ve cam
olarak da adlandırılmaktadır.
Görünüşü ve kullanış biçimleri
Beyaz, kokusuz, tadı acı, kristalize bir tozdur. Alkol ve suda kolaylıkla
çözülebilir.
Metaanfetaminler bir çok formda kullanılmaktadır, içilebilir; buruna çekilebilir,
ağızdan ya da enjeksiyon yöntemiyle damardan alınabilir. Hangi yolla alındığına
bağlı olarak da, duygu durumunda değişik uyarılara neden olurlar.
Bazı kullanıcılar, satın aldıkları maddeyi yemek yemeden ve uyku uyumadan, her 2-3
saatte bir belli dozlarda alarak, ara vermeksizin tüketirler ki bu “run” diye
bilinmektedir. Kronik kullanım, kişide işitsel ve görsel halüsinasyonlara; paranoyaya
ve şiddet davranışının eşlik ettiği kontrol dışı öfke durumlarına neden
olmaktadır.
Fizyolojik ve Psikolojik Etkileri
Amfetaminler gibi aktivitenin artmasına, iştahın azalmasına, genel bir hoşnutluk
duygusuna neden olurlar. Metaamfetaminin etkisi 6 ila 8 saatte sonlanır. Baştaki
“rush” deneyiminden sonra tipik olarak, bireyleri şiddet davranışları sergilemeye
yönlendiren yüksek düzeyde heyecan, ajitasyon durumlarını ortaya çıkartır.
İçildikten ya da damardan enjekte edildikten hemen sonra kullanıcı “rush” ya da
“flash” olarak adlandırılan ve birkaç dakika içinde sonlanan haz verici bir
deneyim yaşar. Burundan çekenlerde ya da ağızdan alınanlarda neşeli olma durumu
yaratırlar. Burundan çekmenin etkisi 3 ila 5 dk, ağızdan alınanınki ise 15 – 20
dk. içinde sonlanır.
Kısa süreli etkileri
Çok güçlü bir uyarıcı olduğu için çok küçük dozu bile uykusuzluğu
ve fiziksel aktiviteyi arttırır; iştahı azaltır. Ağızdan ya da burundan çekerek
alındığında; “rush” deneyiminin aksine uzun bir sürede sonlanan (yarım gün
kadar devam edebilmekte) ve“uçuş”- (the high) olarak adlandırılan bir duyuma neden
olur. Hem “rush” hem de “uçuş” duyumlarının; beyindeki dopamin
nörotransmiterlerin çok yüksek seviyelerde salıverilmelerinin sonucunda meydana
geldiği düşünülmektedir.
Metaanfetaminler zehirli etkilere sahiptir. Metanafetamin alımı ile yüksek miktarda
dopamin üretilmesinin; beyindeki sinir merkezleri üzerinde zehir etkisine yol açtığı
düşünülmektedir.
Kalp ve damar dolaşımı üzerindeki etkileri, hızlı ve düzensiz kalp artışı, kan
basıncının artması şeklinde görülür, beyindeki küçük kan damarlarına geri
dönüşü olmayan, felç üretecek oranda zarar verir.
Uzun süreli etkileri
Bağımlılık yaratır ve bu kroniktir; bırakılır, tekrar kullanılır; kompülsif bir
şekilde maddeyi arama davranışına neden olur. Madde, beyinde fonksiyonel ve moleküler
değişiklikler oluşturur. Ayrıca kişinin şiddet içeren davranışlar sergilemesine,
anksiyete, konfüzyon ve uykusuzluk gibi rahatsızlıklar yaşamasına neden olur.
Kullanıcılar, bir takım psikotik özellikler de sergileyebilirler: paranoya, işitsel
halüsinasyonlar, duygu durumu dengesizlikleri ve saplantılar-kuruntular vb.
Ayrıca enjeksiyon yöntemiyle maddeyi alan kişilerde HIV ve hepatit B ve C virüslerinin
görülme olasılığı yüksektir.
Araştırmacılar, çok düşük seviyelerde de olsa, uzun süre metaanfetamin kullanmış
olanların, beyinlerindeki dopamin hücrelerinin zarar gördüğünü tespit etmişlerdir.
Kullanım zamanla, dopamin seviyesinin azalmasına yol açar ve Parkinson
hastalığındaki gibi bir takım ciddi hareket bozukluklarına neden olur.
Kısaca özetlersek :
Kısa süreli etkileri şunları
içerir:
-Dikkatin artması ve yorgunluğun azalması
-Aktivitenin artması
-İştahın azalması
-Öfori ve “rush” durumu
-Solunumun artması
-Isının artması.
-Uzun süreli etkileri şunları içerir :
-Bağımlılık
-Paranoya
-Halüsinasyonlar
-Duygu durum dengesizlikleri
-Yineleyici/basmakalıp motor aktiviteler
-Entoksikasyon ve sonuçları
-Aşırı doz alımı sarsılma ve çırpınmalara yol açabildiği gibi beden
ısısının tehlikeli boyutlara hatta bazen öldürücü seviyelere kadar yükselmesine
neden olur. Eğer hemen müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilir.
Yoksunluk Belirtileri
Depresyon, anksiyete, yorgunluk, halsizlik, paranoya, agresyon ve madde için yoğun bir
istek duyma belirtiler olarak sayılabilir.
Kokain ve Metaanfetaminin Farkları
Metaanfetaminler de amfetaminler ve kokain gibi stimülan olarak
sınıflandırılır. Bu stimülanların benzer davranışsal ve psikolojik etkileri olsa
da; temel mekanizmalarında ve sinir hücreleri seviyesinde nasıl çalıştıklarına
bağlı olarak farklılaşırlar. Vücutta neredeyse tamamıyla metabolize edilip çabucak
atılan kokainden farklı olarak, metaanfetaminler daha uzun süre faaliyet gösterirler
ve maddenin büyük bir yüzdesi değişmeden bedende kalır. Bu, metanafetaminin beyinde
daha uzun süre varolmasıyla yani uzun süreli stimulan etkisinin ortaya çıkmasıyla
sonuçlanmaktadır. Farkları özetlersek;
Metamfetamin
İnsan yapımı.
İçmek 8-24 saat arasında sonlanan bir etki yaratan.
%50’si 12saat içinde bedenden atılan.
Sınırlı medikal kullanımı olan bir maddedir.
Kokain
Bitkiden elde edilen
20-30 dk. arasında sonlanan bir etki yaratan
%50’si 30 dk. içinde bedenden atılan
Bazı cerrahi işlemlerde lokal anestetik olarak kullanılan bir maddedir.
STEROİDLER
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Anabolik-androjenik steroidler erkek cinsel hormonlarıyla ilgili, sentetik maddelerdir.
“Anabolic” kas yapıcı anlamındadır; “androgenic” ise arttırılmış kas
özelliklerine işaret eder. “Streoid” maddelerin bir sınıfıdır. Kas geliştirici
streoidler, normal gelişimin, büyümenin ve seksüel işlevlerin gerçekleşmesi için
gerekli olan testosteronu yeterli düzeyde üretmeyen testislerin tedavisinde kullanılmak
üzere 1930’ların sonlarında geliştirildi. Bu nedenle, vücut anormal bir şekilde
düşük miktarlarda testosteron ürettiğinde yol açtığı örneğin gecikmiş ergenlik
ya da bazı yetersizlik durumlarını tedavi etmekte kullanılan ve sadece reçete yoluyla
yasal olarak ulaşılabilen maddelerdir. Ayrıca, AIDS’li hastalardaki kilo kaybını ve
kas kitlelerinin zayıflaması ile sonuçlanan diğer rahatsızlıkları tedavi etmekte de
kullanılmaktadır. Bilim adamlarının, laboratuardaki deneylerde hayvanlar üzerinde
kullandıkları kas geliştirici streoidlerin, iskelet ve kas gelişimini
kolaylaştırdığını keşfetmeleri, bu maddenin öncelikle beden geliştiriciler ve
sonradan da diğer spor dallarındaki atletler tarafından kullanılmasına yol
açmıştır. 100’den fazla değişik kas geliştirici streoid geliştirilmiştir.
Amerika’da yasal olarak kullanımları reçete yoluyla sağlanmaktadır. Ancak birçok
streoid illegal olarak eczanelerde ya da laboratuarlarda sentez edilip üretimi
saptırılmış olarak, kaçak bir şekilde, diğer ülkelerden getirtilerek
kullanılmaktadır. Ancak kas geliştirici streoidlerin kötüye kullanımı bazı geri
dönüşümü olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Vücut geliştirenler, uzun mesafe koşucuları, bisikletçiler ve diğer atletler
tarafından fiziksel performanslarını arttırdığı, dolayısıyla rekabette avantaj
sağladığı ve fiziksel görünüşlerini geliştirdiği için yasa dışı olarak
kullanılmaktadır.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Bazı kas geliştirici streoidler ağız ya da enjeksiyon yollarıyla alınabildiği gibi;
jel veya krem halinde olanlarsa deriye sürülmek suretiyle kullanılmaktadır. Medikal
amaçlar için kullanım şekli düzenli değil, aylık ya da haftalık devrelerle
alınırlar. Bu devreler; belli bir zaman periyodunda çoklu dozlarda streoidlerin
alımını, belli periyotlarda durdurulmasını ve yeniden alımın başlatılmasını
içerir. Kullanıcılar tarafından alınan dozlar medikal koşullarda kullanılan
dozlardan 10 ila 100 kat daha fazladır. Streoid kullanıcıları genellikle iki veya daha
fazla değişik maddeyi ağız ya da enjeksiyon yoluyla alarak maddeleri karıştırırlar
ve bu durum ingilizcede “stack” diye adlandırılmaktadır. Bu yöntemle
kullanıcılar, değişik streoidlerin birbirleriyle etkileştirerek, kaslar üzerinde her
birinin tek başına yaptığından daha fazla etkiyi üreteceklerini düşünürler;
ancak bu bilimsel olarak test edilmemiş bir teoridir.
Sıklıkla streoid kullanıcıları 6 ila 12 haftalık devrede kullandıkları dozu
arttırırlar. Bu deneyim “piramit” olarak da ifade edilmektedir. Kullanım devresinin
başında kişi düşük dozlarda maddeleri karıştırarak başlar; sonra giderek
arttırır. Devrenin ikinci yarısında dozlar yavaşça sıfıra indirilir. Bazen bu,
ikinci bir devreyle devam eder öyle ki kişi madde alarak, eğitime (vücut
geliştirmeye) devam eder. Kullanıcılar piramit yöntemi ile; bedenin yüksek dozlara
uyum sağlaması ve maddenin alınmadığı devrede de bedenin hormonal sisteminin
gördüğü zararın telafi etmesi için imkan yarattığını düşünürler. Bütün bu
yöntemlerin yararlı olduğunu kanıtlayan bilimsel bir çalışma bulunmamaktadır.
Streoidlerin kötüye kullanımının temel nedeni insanların spordaki performanslarını
arttırmaktır. Ayrıca insanlar kaslarını geliştirmeyi arttırmak ve/veya bedendeki
yağlarını azaltmak için de streoid almaktadırlar. Bu grup insanların bir kısmı
davranışsal bir sendrom olan bozulmuş/çarpıtılmış beden imajlarına sahiptir ki bu
“muscle dysmorphia” olarak adlandırılmaktadır. Bu tür erkekler aslında kaslı ve
iri olmalarına rağmen kendilerinin küçük ve zayıf olduğunu düşünürler. Benzer
şekilde kadınlar gerçekte kaslı ve zayıf olmalarına rağmen kendilerini gevşek ve
yağlı görürler.
Bir kısım streoid kullananlar ise fiziksel ya da cinsel tacize uğramış kişilerdir ve
kas güçlerini arttırarak kendilerini korumaya çalışmaktadırlar. Özellikle
kadınlar kendilerini koruma isteğinin yanı sıra, daha büyük ve güçlü gözükerek
çekiciliklerini yitireceklerine, bu sayede de saldırganların kendilerine
yanaşmayacaklarına inanmaktadırlar.
Etkileri
En büyük yan etkileri akciğer kanseri ve tümörü, sarılık, yüksek kas basıncı,
kötü kolestrolün artması (LDL), iyi kolestrolün düşmesi (HDL)’dir. Diğer yan
etkileri ise böbrek tümörü, yoğun akneler, titremeler, testislerin büzülüp
küçülmesi ve göğsün genişlemesidir.
Bunların yanı sıra cinsiyete özgü yan etkileri de vardır :
Erkeklerde; sprem sayısının düşmesi, kısırlık, kellik, yüksek prostat kanseri
riski.
Kadınlarda ise; yüzde kılların çıkması, kelleşme, mensturasyon dönemlerinin
durması ya da değişmesi, klitorisin genişlemesi, sesin kalınlaşmasıdır.
Ayrıca kas geliştirici streoidleri enjeksiyon yoluyla alanlar HIV / AIDS ya da
ciğerlere ciddi derecede zarar veren hepatit virüslerinin geçişini
kolaylaştırmaktadır.
Araştırmalar, agresyon ve diğer psikiyatrik yan etkilerin kas geliştirici streoidlerin
kullanımından kaynaklanabileceğini göstermişlerdir. Bir çok kullanıcı kas
geliştirici streoid aldıklarında kendilerini iyi hissettiklerini ifade etseler de
araştırmacılar, şiddete yol açan manik benzeri semptomları da içeren “uç”
duygu durumu değişiklikleri rapor etmişlerdir. Maddenin alımı durdurulduğunda
depresyon sıklıkla görülmektedir ve kas geliştirici streoidlere bağımlılığa
katkıda bulunmaktadır. Araştırmalar ayrıca, paranoid kıskançlıktan, aşırı
asabiyetten, kuruntulardan ve yenilmezlik duygularından çıkan bozulmuş muhakeme
yeteneğinin oluştuğuna işaret etmektedirler.
Kas geliştirici streoidlerin davranışlar üzerindeki etkilerinden biri kavga, dövüş,
silahlı soyguna katılma, bir şeyleri elde etmek için zor kullanma gibi agresif
hareketlerdir. Özellikle yüksek dozlarda irrite olma ve agresyon artmaktadır. Ayrıca
davranışsal etkileri içersinde artan enerji, öfori, cinsel uyarılma, duygu durumu
değişiklikleri, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve kafa karışıklığı gibi
belirtilerin yer aldığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır.
Yoksunluk belirtileri
Duygu durumu değişiklikleri, yorgunluk, gerginlik, iştah kaybı, uykusuzluk, azalmış
seks isteği ve daha fazla streoid alma isteğidir.
En tehlikeli yoksunluk belirtisi depresyondur çünkü bu bazen intihar girişimlerine
neden olabilmektedir. Kas geliştirici streoid alımına bağlı depresyon belirtilerinden
bazılarının, maddenin alımının durdurulmasından 1 ya da daha uzun süreye kadar
devam ettiği bildirilmektedir.
KOKAİN
Genel Özellikler: Kokain, Erythoxylon Coca olarak
adlandırılan bitkinin yapraklarında doğal olarak bulunan stimulan uyarıcı bir
maddedir. Saf madde olarak yaklaşık 100 yıldır varolmakla beraber, koka yapraklarını
çiğneme alışkanlığı hemen hemen 2000 yıldan beri süregelmektedir.
İlk kez 1860 yılında izole edilmiştir. 1880 yılında ise vasokonstruksiyon
(damarları daraltıcı) etkisi nedeni ile lokal anestezik (bölgesel ağrı kesici)
olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kokain tıpta halen bir lokal anestezik olarak,
özellikle göz, burun ve boğaz cerrahisinde kullanılmaktadır. 1884 yılında Sigmund
Freud kokainin farmakolojik etkileri üstüne bir çalışma yapmıştır. 1880 ve 1890
yılları arasında, birçok hastalığı iyileştirmek amacı ile yaygın olarak
kullanılmış, 1914 yılında ABD’de bağımlılık yapıcı özelliği nedeni ile
uyuşturucu bir madde olarak kabul edilmiştir.
Kokain özellikle 80’li yıllardan sonra dünyada yaygın olarak kullanılmaya
başlanan, tehlikeli bir maddedir. Çok hızlı ve güçlü bir bağımlılık
geliştirir.
Kokain ülkemizde üretilen ve yaygın kullanımı olan bir madde değildir. Ancak 1995
yılı içinde polis tarafından yakalanan kokain miktarı geçen yıllar ile
kıyaslandığında oldukça yüksektir. Bu veri kokain kullanımının ülkemizde giderek
yaygınlaşacağının bir belirtisi olabilir.
Sokak isimleri : Genellikle “coke” olarak adlandırılır. Türkiye dışında
“snow, girl, lady” isimleri verilmektedir. Türkiyede ise “kok, koko jamboo, kola,
pırlanta, otoban, beyaz ten, pudra, toz şeker” gibi adlarla anılmaktadır.
Görünüş ve Kullanım: Kokain beyaz ve ışığı
geçiren bir tozdur. Kokainin saf olarak kullanımı nadirdir. Genellikle asit borik veya
sodyum bikarbonat gibi beyaz toz maddelerle karıştırılarak saflığı bozulur.
Genellikle şeker tozu ya da prokain ile karıştırılmaktadır. Kimi zaman kokainin
içine başka bir uyarıcı madde olan amfetamin de katılabilir. En sık kullanılan
katkı maddeleri şeker, özellikle glikoz, laktoz ve kokain ile benzer görünümde olan
ve lokal anestezik olarak kullanılan lidokain, prokain ve tetrokaindir. Ayrıca kokain
satıcıları sattıkları kokaini çoğaltmak için kokainin içine çeşitli maddeler
koyarlar. Bunlardan bazıları diş macunu, bebek maması, floresan lambasının tozu,
yemek sodası vb.’dır.
En sık kullanım yolu iyice ezilmiş tozun buruna çekilmesidir. Deri altına ya da
damara enjeksiyon yolu ile ya da sigara gibi içmek tarzında da kullanılabilir.
Buharının içe çekilmesi en az tehlikeli olan kullanım yoludur. En tehlikeli kullanım
yolu damara verilmesi ya da sigara olarak içilmesidir. Ağız yolu ile de
kullanılabilir, ancak etkisi bu tarz kullanımda çok düşük olduğu için
kullanıcılar tarafından pek tercih edilmemektedir.
Etkiler: Temel farmakodinamik etkisi, sinir
uçlarında dopamin adı verilen maddenin geri alımını engellemesidir. Böylece hem D1,
hem de D2 reseptörleri aktive olur. Dopamin geri alımının engellemesinin yanında
diğer nörotransmitterlerin (norepinefrin, serotonin) geri alımını da engeller. Bunun
sonucu sinir uçlarında bu maddeler birikir. Bu maddelerin birikmesi ile bu maddelerin
gösterdiği etki de artar.
Kokain az miktarda alındığı zaman, öfori hali denilen, keyif, çoşkunluk ve neşe
hali verir. Kişinin kendine olan güveni artar. Ruhsal ve fiziksel işlevleri
artırdığı düşünüldüğü için de kullanılmaktadır. Kullanımını takiben
taşikardi ya da bradikardi (kalp atışının hızlanması ya da yavaşlaması), pupiller
dilatasyon (göz bebeklerinin büyümesi), kan basıncında düşme ya da artma gözlenir.
Alınan kokain miktarı arttıkça çeşitli idrak yanılmaları, illüzyonlar ve
halüsinasyonlar ortaya çıkar. En sık görülen halüsinasyonlar dokunma ile ilgilidir.
Kokain kullanan kişi, derisinin altında kurtçukların yürüdüğünü veya renkli ve
hareketli görme halüsinasyonları yaşadığını söyler.
Kokainin beynin kan akımını ve glikoz kullanımını azalttığı bildirilmektedir.
Kokainin etkileri kısa zamanda ortaya çıkar ve kaybolur. Alımını takiben etkisini
hemen gösterir. Yaklaşık 30 ile 60 dakika içinde etkisi kaybolur. Bu süre zarfında
eğer tekrar kokain alınmazsa yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler
oldukça tatsızdır. Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmaması için dozun hemen
alınması gerekir. Etkisi kaybolmasına rağmen, kan ve idrarda 10 gün süre ile kokain
metabolitleri bulunur.
Bağımlılık yapıcı etkisi oldukça yüksektir. Psikolojik bağımlılık bir kez
kullanıldıktan sonra bile gelişebilir. Tekrarlanan kullanımlardan sonra tolerans
gelişir ve fizyolojik bağımlılık oluşur. Kokain kesildiğinde yoksunluk belirtileri
ortaya çıkar, ancak bu etkiler eroin, morfin gibi opiyatlar ile
karşılaştırıldığında daha düşüktür.
Yoksunluk: Kokain alımını izleyen bir saat
içerisinde “crash” adı verilen depresyona benzer bir tablo oluşur. Bu tablo
çöküntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk almama, sıkıntı, kaygı, sinirlilik,
güçsüzlük, çok uyuma isteği, korkutucu rüyalar ile belirgindir. Bu belirtiler 18
saat sürer. Ağır kullanımda ise bir haftaya kadar uzar. Özellikle 2-4 gün arasında
en şiddetli düzeyine varır. Bu dönemde intihar gözlenebilir.
Sonuçlar: Kokain yüksek dozda kullanıldığı
zaman, kalp atım hızı artar, yüksek tansiyon ortaya çıkar. Sinirlilik, sosyal
muhakeme kaybı, riskli cinsel girişimler, saldırganlık, psikomotor aktivitede artış,
ajitasyon, kalp atımında bozukluk, göğüs ağrısı, kas zayıflığı, solunum
güçlüğü ve koma gelişir. Tüm maddeler içinde en öldürücü etki kokaininindir.
Kokain kullanımının çok ciddi yan etkileri vardır. En sık görülen etki burunda
kanlanmanın (nasal konjesyon) artışına bağlı olarak görülen burun kanamalarıdır.
Bronşlar ve akciğerde hasara neden olur. Tiklere yol açar ve migren benzeri baş
ağrıları oluşturabilir. En önemli yan etkisi beyin üstüne olan etkileridir. Beyinde
enfarktlar (tıkanmalar) oluşturur. Kimi zaman beyin içi kanamalar gözlenir. Beyin
üstüne olan bu etkiler kokainin damarları daraltıcı etkisinden kaynaklanmaktadır.
Kokain kullananlarda %3-8 oranında sara (epilepsi) nöbetleri gözlenmiştir. En sık
epileptik nöbetlere neden olan madde kokain olup, ikinci sırada amfetaminler gelir.
Nöbetler, yüksek doz kokain ya da crack kullananlarda daha sık görülen bir yan
etkidir.
Myokard enfarktüsü (kalp damarlarında tıkanma) ve aritmi (kalbin ritminde bozulmalar)
kokainin kalp üstüne olan istenmeyen etkilerinin başlıcalarıdır.
Kokain afrodizyak bir maddedir. Kullanıldığı zaman boşalmayı geciktirir. Ancak uzun
kullanımı veya kokainin ani bırakılmasının sonucunda iktidarsızlık gözlemlenir.
Kokain kullanımını takiben paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlar gözlenebilir. Bu
durumda kişi hayaller görmeye, her şeyden kuşku duymaya başlar. Bu durum psikoz
tablosunu andırır.
ECSTASY
Genel Özellikler: Son yıllarda giderek yaygınlaşan bir
maddedir. Özellikle ülkemize girişi çok yenidir. Polis tarafından ecstasy ilk kez
1995 yılı içerisinde yakalanmıştır. Uyarıcı özellikleri olan, tamamen sentetik
olan bir maddedir. Ecstasy yapı olarak amfetaminlere benzer. Bilimsel adı
3,4-metilendioksimetamfetamin (MDMA) ya da XTC olarak geçer.
Ecstasy’e benzeyen MDEA ve MDA adı verilen haplar da piyasada bulunmaktadır. Ancak
bunların hepsi genellikle ecstasy adı altında satılır. MDEA ‘nın kişiyi aktive
edici bir etkisi vardır. Ancak XTC’ ye göre etkisi daha kısa sürede geçer.
MDA’nın ise halüsinasyon yaratıcı etkisi daha fazladır.
MDMA yapısı itibariyle Metamfetaminin bir türevidir. Etkileri bilinç artımı, artan
algılama yetisi, keyfin değişmesi ve hareketlilik kazanma gösterilmektedir.
Kullanılması neticesinde;
---mide bulantısı,
---şaşkınlık,
---konsantrasyon bozukluğu,
---düşünme ve konuşmada zorlanma görülmektedir.
MDMA yüksek bir ruhsal bağımlılık potansiyeline sahiptir.
MDA maddesinin etkisi alınan doza bağlıdır. Düşük dozlar genelde canlanma etkileri
yaparken, yüksek dozda alım halüsinasyonlara ve bozuk algılamalara yol açmaktadır.
Kullananlarda madde alındıktan sonra artan bir iletişim kurma ihtiyacından
bahsedilmektedir. MDA da yanlış doz kullanımında ölümle sonuçlanan vakalar
görülmektedir, 300 mg.'da uzun süreli bitkinlik halleri görülmekte olup, 500 mg.'da
ise ölüm gerçekleşmektedir. 1960'lı yıllarda A.B.D.'de MDA tüketimine doğrudan
bağlanan ölüm olayları kayda geçmiştir.
Ecstasy’ye karşı tolerans gelişmektedir. Bu nedenle kişi giderek kullandığı madde
dozunu artırma gereksinimi duymaktadır. Ecstasy kullanan kişi, kullandığı ortamlarda
tekrar bu maddeyi kullanma gereksinimi duymaktadır. Çünkü ecstasy olmadan aynı
duyguyu yaşayamamaktadır. Bu durum da bağımlılık belirtisi olarak kabul
edilmektedir.
Ecstasy, ülkemizde ve dünyada yeni yeni yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir madde
olduğundan, beden üstündeki etkileri tam olarak bilinmemektedir. Kimi zaman ecstasy
adı verilen başka haplar satılmakta ve kişi bunları kullandığı zaman hem
beklediği etkiyi görememekte, hem de bilinmeyen bir kimyasal maddeyi bedenine sokmuş
olmaktadır.
Ancak ecstasy alımını takiben ölüm olayı sık olarak görülmektedir. Bu
ölümlerin, susuzluktan ve beden ısısının aşırı artmasından kaynaklandığı
bildirilmiştir. Kesin nedenler henüz açıklığa kavuşmuş değildir.
Görünüş ve Kullanım: Ecstasy, beyaz, kahverengi, pembe ya da sarı
tabletler ya da kapsüller şeklinde bulunur. Tabletlerin üstünde kuş, fil, gülen yüz
gibi resimler bulunur. Ex, E, Beyaz Kumrular, Soda, Uçuş, Kanat gibi isimlerle anılır.
Etkiler: Ecstasy, dopamin ve norepinefrin adı verilen maddelerin salınmasına neden
olur. Amfetaminlerde etkisini dopamin ve norepinefrin ile gösterir. Ancak ecstasy aynı
zamanda serotonin salınımına da yol açar. Serotonin, halüsinojenik maddelerin
etkisini göstermesine aracı olan bir maddedir. Bu özellikleri ile ecstasy hem
amfetaminlere hem de halüsinojenik maddelere benzer. Bu madde sinir hücresine girdikten
sonra serotoninin bol miktarda salınımına neden olur ve serotonin üreten enzimleri
engeller.
Ecstasy’nin en önemli etkisi kişiyi aktive etmesi ve bilinç değişikliklerine neden
olmasıdır. Bu etkilere alınan doza ve kişinin içinde bulunduğu ruhsal duruma
doğrudan bağlıdır. Alındıktan 20 ile 60 dakika içinde etki göstermeye başlar.
İlk bir saat içinde en güçlü etkiyi yapar. Dört ile altı saat içinde bu etki
sonlanır. Ertesi gün içinde de kimi zaman hafif derecede etkileri gözlenebilir.
Ecstasy, beden ısısını ve kan basıncını artırır. Sıcak, havasız ortamlarda ve
çok hareket sonrası beden ısısı ciddi boyutlara ulaşır. Ağızda kuruluk, dişlerde
tatsız bir his algılanabilir.
Ecstasy, yönelim ve algı bozukluğu yaratır. Diğer insanlara karşı yakınlık hissi,
kendini rahat hissetme, görsel algıda bozulmalara yol açmaktadır. kişi kendini
enerjik ve aldırmaz hisseder.
Yoksunluk: Etki geçtikten sonra kişi kendini yorgun
ve halsiz hisseder. Baş ağrısı, baş dönmesi gözlenir. Yoksunluk belirtileri
nadirdir. Ecstasy kullanımı sonrası depresyon sık olarak gözlenmektedir. Kişide
serotonin depolarının bittiği gösterilmiştir. Depresyon buna bağlı olarak
gelişmektedir.
Sonuçlar: Beden ısısında artış ve aşırı hareketlilik ciddi sonuçlar
doğurabilir. Herhangi bir kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyonu ya da zihinsel
hastalığı olanların ve epileptik (sara hastalığı) hastaların bu maddeyi
kullanması ölümle sonuçlanabilmektedir. Aynı şekilde, astım hastalığı olanlar
için de ecstasy çok tehlikelidir.
Ecstasy hapının kullanıldığı ortamların getirdiği ek durumlar, bu maddenin
tehlikesini katlayarak arttırmaktadır, nitekim bu uyuşturucunun kullanımı ile
birlikte vücuda yapılan sürekli yüklemeler (dans ve seks gibi) asıl tehlikeyi
oluşturmaktadır. Normalde, gelişen şartlara göre vücut, mevcut ısısını kendi
sisteminde düzenlemektedir. Ancak vücut ısısı, uzun süreli ve yoğun dansın
etkisiyle normalden daha da yükselmektedir (42 ' olduğu görülmüştür). Ecstasy
sonucu vücut, su içmekle dahi tekrar düzelemeyecek kadar büyük ölçüde su kaybına
uğramaktadır. Bunun sonucunda kalp ve yüksek tansiyon sorunları, yüksek ateş ve şok
durumları görülmektedir.
Beden ısısının artması iç kanamalara, böbrek üstünde olumsuz etkilere neden
olabilir. Bu nedenle sıvı alımı gereklidir. Ancak alkol ya da diğer maddelerin
ecstasy ile birlikte kullanımı çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Ecstasy kullanan
kişilerde, ani karaciğer yetmezliği de bildirilmiştir.
Ecstasy kullanımı sonrası koordinasyon bozuklukları gözlenmektedir. Bu nedenle
ecstasy alanların, otomobil gibi dikkat gerektiren araçları kullanmamaları
önerilmektedir.
Bunun yanı sıra; kalp ritminde bozuklukların ve merkezi krampların görüldüğü
olaylar gerçekleşmiştir.
Uzun süre kullanımı sonucu panik ataklar, depresyon, halüsinasyon ve uyku
bozukluklarının oluştuğu bildirilmiştir.
ROHYPNOL
(Roche)
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Rohypnol, Flunitrazepam’nin ticari ismi olup, bu marka adı altında satılan ve
genellikle “roofies” olarak bilinen benzodiazepin grubu ilaçlara aittir.
Benzodiazepinler, bağımlılık yapabilen ve bu nedenle yeşil reçeteyle satılan
ilaçlar olup Rohypnol’un yanısıra Xanax, Rivatril, Ativan ve Nervium gibi ilaçlar da
bu sınıfta yer almaktadır.
Benzodiazepimlerin çoğu sedatif-hipnotikler olarak sınıflandırılabilse bile
genellikle kendi kimyasal sınıflarına göre gruplandırılırlar. Sedatifler
(yatıştırıcılar), heyecan giderici ve sakinlik verici özellik taşırlar. Vücutta
bir gevşeme oluşturur, dinlenmeyi sağlar, uykuya sebep olabilirler. Hipnotikler
(uyuşturucular) ise uykusuzluğu giderip uykuyu sağlamak amacıyla kullanılır.
Rohypnol Türkiye’de satışı yasak olan bir ilaçtır ve Amerika’da da medikal
amaçlar için kullanımı hiçbir zaman onaylanmamıştır. Ama 50’nin üzerindeki
ülkede legal olarak kullanılmaktadır. Özellikle Meksika, Kolombiya, ve Avrupa’da
uykusuzluğun tedavisi ve pre-anestetik olarak geniş çaplarda kullanılmaktadır.
Örneğin İngiltere’de uyku bozuklukları, anksiyete ve gerginlik için en yaygın
olarak kullanılan ilaçtır.
Sokak İsimleri
“Roş”, kırmızı bomba, kaburga kemiği (rib), rope (ip), Roş2, Meksika Valium vb.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Tablet halinde, renksiz, kokusuz ve tatsız olurlar. Rohypnol, hap şeklinde 1-2 miligram
dozda olur.
Genellikle ağız yoluyla alınan Roş, ezilip eroin ile karıştırılarak damardan
alınabilir. Sıvı içinde çözümlenebilir. Tabletlerin ezilip tozunun burundan
çekilmesi yoluyla da kullanılabilinir. Tipik olarak bira ve diğer maddelerle (eroin,
marihuana, kokain) beraber kullanılır. Sarhoşluk hissini kuvvetlendirmek için birayla
alınması gençler tarafından sıkça uygulanan bir yöntem olmaya başlamıştır.
Sakinleştirdikleri için ya da yukarıda da bahsedildiği gibi ecstasy, kokain, eroin
kullanıcıları tarafından, kullandıkları maddenin etkisini değiştirmek veya onları
bulamadığı zaman yerlerine kullanmak suretiyle alınırlar. Özellikle eroin
bağımlıları daha az eroinle aynı etkiyi sağlayabilmek için rohypnol (Roş)
kullanırlar.
Fiziksel ve Psikolojik Etkileri
Merkezi sinir sistemi depresanı (yavaşlatıcısı) olan Rohypnol, alındıktan 15-20 dk.
sonra etkisini gösterir ve yaklaşık 6 saat kadar etkisi sürer. Arta kalan bazı
etkileri 12 saat içinde sonlanır. Vücut çabuk tolerans geliştirir ve rohypnol sadece
2 hafta geçtikten sonra uyku için, 4 ay sonra ise anksiyeteyi yatıştırmak için
yararsız hale gelir. Bağımlılık halinin 10 hafta ve daha uzun süre devamlı ve
yüksek dozlarda kullanım sonucu oluştuğu ve bağımlılık derecesinin kullanım
süresi ile arttığı tespit edilmiştir.
Alkol ile karıştırıldığında ör., 5 tabletle beraber kişi kendinden geçebilir,
bilincini kaybeder; bazen kişiyi irrasyonel ve agresif bir duygu durumuna da sokabilir.
Bu nedenle karıştırılması, yaralanma veya ölümle sonuçlanabilmektedir.
Alındıktan sonra sedasyonu (rahatlamayı), kasların gevşemesini, anksiyetenin ve
kasılmaların azalmasını sağlar. Ancak uyuşukluk, baş dönmesi, sersemlik,
hareketlerde kontrol kaybı, koordinasyon yokluğu, geveleyerek konuşma, konfüzyon ve
mide bozuklukları gibi ters yan etkiler de görülebilir.
En önemli etkilerinden biri kısmi hafıza kaybına yol açmasıdır. Bireyler maddenin
etkisi altında iken yaşadıkları belli olayları hatırlayamamaktadır. Bu tehlikeli
bir etkidir, çünkü bu durumdan yararlanılmakta ve cinsel taciz, tecavüz olayları
meydana gelebilmektedir. Tacize uğrayan kişi saldırıyı, saldırıyı
gerçekleştireni, meydan geldiği yeri, tam olarak hatırlayamaz. Bu nedenle rohypnol
“date rape” olarak da adlandırılmaktadır.
Yoksunluk Belirtileri
Yoksunluk belirtileri alkolün yoksunluğuyla hemen hemen aynıdır. Deliryuma az
rastlanır. Son kullanımdan 3-5 gün sonra yoksunluk belirtileri en yüksek noktasına
ulaşır ve aşırı anksiyete, kas ve baş ağrıları, halüsinasyonlar ve nöbetler
içerir. Görme ve mide-barsak sisteminde bozulma, gerginlik, sinirlilik, titreme,
bulantı, idrarın tutulması, uykusuzluk, taşikardi, kan basıncında yükselme vardır;
epileptik nöbet olabilir. Sözü ağzında gevelercesine konuşma, sendeleyerek yürüme,
ve koordinasyon bozukluğu görülür. Ani nöbetler 1 yada daha sonraki haftalar içinde
meydana gelebilir. Aniden kullanımı durduranlar ağır anksiyete ve panik ve/veya nöbet
bile yaşayabilirler.
Entoksikasyon ve sonuçları
Yüksek dozda alındığında fazla uyuma, nistagmus, dizartri, ataksi, solunum
yavaşlaması, koma ve ölüm meydana gelebilir. Kognitif ve psikomotor fonksiyonları
etkiler (reaksiyon zamanı ve araba sürme becerileri vb).
Eğer bu ilaçların kullanımı sırasında kullanıcı alkol de alırsa bu kişilerde
dikkat, hafıza ve psikomotor koordinasyon bozuklukları ortaya çıkar ve günlük
hayatlarındaki bazı faaliyetleri zarara uğrar, depresyon görülebilir.
Tüm sedatif-hipnotiklerin kesilmesinde diazepam kullanılır.
LSD
Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
İlk kez 1938’de Albert Hoffman tarafından elde edilen LSD (lysergic acid
diethylamide/lisercikasit dierilamid) elde ediliş biçimine göre sentetik,
kullanıldığında oluşturduğu etkilere bakılarak da halüsinojen olarak
sınıflandırılır. LSD, çavdar mahmuzu denilen bitkiden çıkarılan bir öğedir,
kimyasal işlemlerden geçirilerek elde edildiğinden de sentetiktir. Suda eriyebilen bir
maddedir. Halüsinojenler içinde en yaygın kullanılanı LSD olup, diğerleri meskalin
(kaktüs) ve psilocybin (mantar)’dır. LSD’nin halüsinojen olarak
sınıflandırılmasının nedeni, kişinin gerçek algılarında bozulma yaratarak,
gerçek gibi gözüken ama gerçekte olmayan imajları görmesine, sesleri duymasına ve
dokunsal duyumlar algılamasına yola açmasıdır. LSD’ nin en az miktardaki
kullanımından bile beyindeki serotonerjik sistemin etkilediği genel olarak kabul
edilmiştir. Serotonin adı verilen maddenin artışına yol açmaktadır
Sokak İsimleri
Asit, likit, küpler, sarı güneş ışıkları, eski küpler, seyahat / “trip”,
incimsi kapılar, cennet mavisi, kraliyet mavisi, düğün zilleri, şef, şahin, şeker
topağı, Japon Budizmi gibi değişik isimleri vardır.
Görünüşü ve Kullanış Biçimleri
Beyaz, tatsız, kokusuz olan LSD toz halinde veya sıvı formunun çeşitli maddelere
emdirilmiş haliyle de bulunabilir. Ancak LSD, işleniş şeklindeki ve içindeki zararlı
bileşenlerin varlığındaki değişikliklere bağlı olarak en saf hali olan saydam ve
beyaz formundan, kahve hatta siyaha varan renklerde bulunabilmektedir.
Ağızdan yutarak veya dilin altına konulup emilerek kullanılır. Küçük miktarlarda,
küçük kare şeklindeki kurutma kağıdına emdirildikten sonra dil üzerinde eritilerek
alınabilir.
Fiziksel ve Psikolojik Etkileri
LSD’nin etkilerini tahmin etmek güçtür, etkileri bireye özgüdür. Çünkü etkiler
alınan miktara, kullanıcının kişiliğine, kullanıcının o an içinde bulunduğu
ruhsal durumuna ve ilacın alındığı çevreye bağlıdır.
20-25 miligram LSD, kişinin kendinden geçmesi için yeterlidir. Eğer bu miktar daha
fazla olursa insanı çıldırtabilir. Alındıktan 30 ile 60 dakika sonra etkilemeye
başlar ve 8 ile 12 saat kadar bu etkileri sürer. Ancak halsizlik, yorgunluk 24 saat
kadar sürebilir, ayrıca kalıcı başka birtakım etkileri daha vardır.
Fizyolojik olarak ilk görülen etki, göz bebeklerindeki genişlemedir. Kan basıncında
artış, titreme, ağızda kuruluk, mide-barsak faaliyetlerinde artış, iştah azalması,
uykusuzluk ve kontrol edilemeyen gülmeler görülür.
LSD kullanıcıları deneyimlerini “trip” olarak adlandırırlar. Trip esnasında
kişi kendini hoş hisseder, etrafta zıplamak ya da kahkahalarla gülmek ister,
düşündüğü şeyleri görüyor gibi algılayabilir, bildik eşyalar hatta insanlar
bile tanımadık ve tuhaf gelmeye başlayabilir. Zihinsel olarak uyarılır ki bu da
kavramanın arttığı duygusunu geliştirir.
Fizyolojik belirtilerden çok algılar ve duygular hızlı bir şekilde değişir.
Kullanıcı aynı anda birkaç farklı duyguyu hissedebilir veya birinden diğerine
hızlıca geçebilir. İnsanların algılarında değişiklikler yaratır; uzaklık,
derinlik, zaman, mekan, ses ve renk algılarını karıştırır. Örn; LSD etkisinde
gözlerini kapayan birisi çizgi film görmeye başlayabilir, ama gözlerini açtığında
yine kendini bu çizgi filmin devamında veya içinde bulabilir, dış dünyada
algıladıklarını bu çizgi filmin parçasıymış gibi algılayabilir. Beden imajında,
algısında farklılaşma yaşar; bazen kendi vücudu ile dış dünyanın sınırları
kaybolur. İşitme ve görme algılarının birbirine karışma durumu olan sinestezi
görülebilir. Görsel halüsinasyonlar genellikle geometrik şekiller halindedir; sesler
duyulabilir. Güçlü bir mistik halüsinasyon yaratabileceğinden kullanıcı böyle
durumlarda telkine daha açık olur; ve yeterli ön hazırlıkla insanları istenilen
amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür.
LSD kullanımının uzun süreli etkilerinden en önemlisi “flashback” deneyimidir,
yani kişinin yaşam deneyimlerinden belli kısımlarının yeniden yaşanmasıdır ve bu
durum beklenmedik bir şekilde, aniden ve kendiliğinden gerçekleşir. “Flashback”
olayı, LSD kullandıktan birkaç gün sonra olabileceği gibi bir yıldan da daha uzun
bir süre sonra ortaya çıkabilir, yani kişi tekrar madde kullanmasa da flashback
yaşayabilir. Tipik olarak bir kaç dakika hatta daha da kısa bir süre içinde sonlanır
ve genellikle, şekilsiz renklerden korkutucu halüsinasyonlara kadar uzanan bir
çeşitlilik içerir. Özellikle kronik olarak kullananlarda, kişilik problemleri
olanlarda, ama bununla birlikte ara sıra LSD kullananlarda da flashback gözlemlenebilir.
Uzun süreli etkilerinden diğeri de kullanım sonucu beyin fonksiyonlarının kalıcı
bir şekilde etkilenmesi olasılığıdır ve bu, uzun süreli mental rahatsızlıkların
oluşmasını ateşleyebilir. Kullanıcı psikotik bir tablo sergileyebilir.
Kısaca LSD’nin kullanım sırasındaki etkilerini özetlersek :
Algılanan uyaranlar daha şiddetli hissedilir (Rengin daha parlak algılanması gibi)
Uyaranın kaynağını tespit etmek zorlaşır(Vücuda dokunan el kendisinin mi yoksa
başkasının mı?)
Geçmiş ile şimdiki duyumlar birbirine karışır.
Kas koordinasyonunda yavaşlama, ağrı algısında azalma olur.
Mantıklı düşünme bozulur (ör, kullanıcıların bazılarında görülen uçma
girişimleri)
Halüsinasyonlara neden olur.
Emosyonlarda dengesizlikler yaşanır, duygu durumu sık sık değişir, huzursuzluk ve
tahammülsüzlük ortaya çıkar.
Bastırılmış anılar yeniden yaşanıyormuş gibi gerçekleşebilir.
Duyumlar birbirine karışır (ör., müzik görülür, renk duyulur ya da hissedilir).
Yoksunluk Belirtileri
Kronik kullanım durdurulduğunda ya da azaltıldığında fiziksel yoksunluk belirtisi
dediğimiz davranışların gözüktüğüne dair kanıt yoktur; ancak toleransı
arttırır, kullanıcı daha önce yaşadığı seviyedeki etkiyi elde etmek için
düzenli bir şekilde maddenin dozunu arttırır.
Entoksikasyon ve sonuçları
LSD kullanıcıları bir de “bad trip” diye bir şey tanımlarlar. Bu durum
halüsinasyonların çok ileri düzeye vardığı, sanrıların geliştiği ve tam bir
psikotik tablonun gözüktüğü durumdur. Bu esnada kişi korkutucu ve dehşet verici
duygular, istemsiz sarsıntılar yaşarlar, düşünce ve duygularda kontrol kaybı,
delirme ve ölüm korkusu hissederler. Yüksek dozlarda kullanıcıda hissizlik, kaslarda
güçsüzlük ve titreme görülür. Motor becerileri ve koordinasyon bozulmuştur. Bazen
nöbetler ve bulantı da yaşayabilirler.
Yüksek dozdan dolayı ölüm rapor edilmemiştir. Ancak entoksikasyon sırasında ya da
onu takiben intiharlar meydana gelmiştir. Mantıklı düşünme ortadan kalktığı için
meydana gelen tehlikeli davranışlar ve şiddet, kaza sonucu ölümlere, cinayete ve
kendini yaralamalara, sakatlanmalara varan olaylara neden olabilmektedir.
GHB
Genel Özellikler: Açılımı Gamma Hidroksi Bürat’tır.
Önceleri vücut çalışması yapanlarda kas büyümesini uyarmak için kullanılırken,
son yıllarda eğlence partilerinde kullanılmaya başlanmıştır. Elektrik panellerini
temizlemeye yarayan bir kimyevi maddeden sentez edilerek elde edilmiştir. Amerika’da
sokak dilinde grievous bodily harm (acı veren bedensel zarar), g, liquid ecstasy (sıvı
ecstasy), georgia home boy olarak geçmektedir.
Görünüş ve Kullanım:
Sıvı, toz, tablet ve kapsül halindedir. Genellikle
küçük şişecikler içinde satılır. Çoğunlukla ecstasy ve alkol ile birlikte
kullanıldığı bilinmektedir. Kokusu ve tadı yoktur, etkisi 1-3 saat sürer. Kokusu ve
tadı olmadığından, içki veya içilen herhangi bir şey içine kolayca
karıştırılmaktadır. Özellikle klüp kültürü olan gençlerin kullandığı bir
uyuşturucu türüdür.
Etkiler: Ghb’nin birkaç tip etkisi olduğu
saptanmıştır. Bunlardan ilki sarhoşluk hissidir. Tecavüz edenlerin kişiyi etkisiz
hale getirmek için ghb verdikleri bilinmektedir. Vücut çalışanları ise ghb’yi
anabolik etkileri için aldıklarını söylemişlerdir.
Ghb alındıktan 10-20 dakika sonra etkisini göstermeye başlar. Bu etkiler alınan doza
göre 4 saate kadar sürer. Az alınan miktarlarda rahatlama hissi, daha yüksek dozlarda
ise yatıştırıcı etki uykuya hatta komaya yol açar.
Sonuçlar: Ghb’nin yan etkileri oldukça zararlıdır. Koma, nefes alma
zorluğu, beyinde kalıcı hasarlar, ölüm bu etkiler arasındadır.
ICE
Genel Özellikleri: Kristal, crack, ice ya da metamfetamin
olarak da bilinir. Bazı kaynaklarda tüttürülebilen metamfetamin olarak geçer. Etkisi
metamfetaminden farksızdır. Türkiye’de yoktur.
Görünüş ve Kullanım: Renksiz, kokusuz, mat bir buz kütlesine benzer.
Etkisi: Az dozda kullanıldığında uyanıklık, enerji yoğunluğu, çoşku
ya da kaygı, korku, sinirlilik, hassaslık gibi etkileri olabilir. Aşırı dozda ise
halüsinasyonlar, paranoya, aşırı şiddet eğilimi, hareketlerde organizasyonsuzluk,
korku ve antisosyal davranışlar görülebilir. Kullanıldıktan sonra etkisi 8-24 saat
arası sürer.
Fiziksel olarak kan basıncında, kalp atışlarında artış, hızlı soluk alıp verme,
böbrek yetmezliği ve kalp krizi gibi etkileri olabilir.
Yoksunluk: Yoksunluk döneminde kaşıntı, rahatsızlık, huzursuzluk,
depresyon, intihar girişimleri görülebilir. Kişiler madde etkisindeyken uyumayıp,
yemek yemediklerinden; maddenin etkisi geçerken aşırı uyku ve yemek yeme
davranışları görülebilir.
Sonuçlar: Ice’ın bağımlılığı çok
kuvvetlidir. Bazen sadece bir kullanım bile bağımlılık geliştirebilir. Aşırı doz
ölümle sonuçlanabilir. Yoksunluğunda çok ağır depresyona ve intihara sebep olur.
Toksikasyona bağlı olarak gelişen psikozların kalıcı olma olasılığı vardır.
CRACK
Genel Özellikleri: Crack, kokainin çok etkili bir
formudur. Crack, kokain hidroklorid formundan sodyum bikarbonat ya da amonyum ve su
kullanılarak edilir. Bu yolla elde edilen crack, sigara gibi içilebilmektedir.
Kullanım Şekli ve Görünüm: "Crack"
içime hazır, küçük miktarlarda satılır. Kokaini işleyerek küçük kristalimsi bir
hal alması sağlanır. İşlenmesinin sonucu olarak crack, vücut tarafından daha
hızlı emilir. Sigara gibi içilmesinden dolayı beyne kısa zamanda yüksek dozda madde
gitmesini sağlar. Bu yüzden de etkileri kısa süre içinde hissedilmeye başlar. Crack
genellikle 300-500 mg.lık küçük plastik poşetlerde satılır. Kokain genellikle
ekonomik düzeyi yüksek olan kişilerce tüketilir. Crack kokaine oranla çok düşük
fiyatlarda satılır. Kokaine oranla ekonomik gözükse de bağımlılık geliştikçe
kullanılan miktar arttığından harcanan para da bir süre sonra çok artmaktadır.
Amerika’da C, Charlie, Coke, Dust, Snow, Toot, Crack, Freebase, Rock isimleriyle
satılır.
Etkiler: Diğer sentetik uyuşturucularda da olduğu
gibi, kişinin crack diye satın aldığı madde her zaman crack çıkmadığından,
etkisinin tam olarak ne olacağını önceden kestirmek çok mümkün değildir. Bu
yüzden, aşırı doz kullanımı olmadan da crack kullanımlarında ölüm meydana
gelebilir. Bağımlılığı çok çabuk gelişir ve kullanılan miktarı arttırma
gerekliliği doğar. Miktar arttıkça harcanan para da arttığından, crack alabilmek
için suç işlemeye başlama olasılığı yüksektir.
Madde etkisindeyken kişinin kalp atışları hızlanır, kalp krizi geçirme riski
yükselir, ani kan basıncı artışı ortaya çıkabilir, aşırı depresif ruh hali ya
da intihar eğilimli davranışlar gözlemlenebilir.
Yoksunluk: Kokainin belirtileriyle aynıdır. Madde
etkisini kaybetmeye başlayınca kişi kendini mutsuz, bitkin, sıkıntılı, kaygılı,
hiçbir şeyden keyif alamaz, güçsüz, sinirli hisseder. Uyuma isteği doğar, bazen
korkunç rüyalar da görülebilir. Bu çöküntüden kurtulmak için kişide tekrar madde
kullanma isteği doğar ve bu durum bir kısır döngüye dönüşür.
Sonuçlar: Uzun süreli kullanımın sonunda insanlarda sinirli, telaşlı,
paranoid bir tablo ortaya çıkabilir. Crack kullanımı çeşitli solumun yolu
problemlerine, akciğer ve göğüs ağrılarına yol açabilir.
FENSİKLİDİN
(PCP)
Genel Özellikleri: Fensiklidin ilk kez 1950’lerde sentez
edilmiş, 1963 yılında intravenöz yolla kullanılmış cerrahi anestezik olarak tıbbi
kullanım alanına girmiştir. Fakat hastaların anesteziden uyanırken orientasyon
bozukluğu, ajitasyon ve delirium göstermesi sebebiyle tıbbi kullanımdan
kaldırılmıştır.
İlk defa 1967 yılında yasadışı madde olarak kullanılmaya başlanmış, 1970’li
yıllarda kullanımı yaygınlaşmıştır. Çok basit ve ucuz imal edilip, çok pahalıya
pazarlanmaktadır.
Görünüş ve Kullanım: Beyaz kristal toz şeklinde olup, tabletler,
kapsüller ve renkli tozlar şeklinde görülür. Değişik şekillerde kullanılır.
Ağız yoluyla, damardan, enfiye şeklinde ya da sigara ile içe çekilerek
kullanılabilir. En sık kullanım şekli sigara ile içilmesidir.
Etkiler: Sigara ile 2-3 mg içildiğinde 5 dakika
içinde etkisi başlar ve 30 dakikada etkisi en üst düzeye ulaşır. 5 mg’dan az
“düşük”, 10 mg’dan fazla “yüksek” doz olarak nitelendirilir. Etkisi 2-6 saat
arasında sürebilir. Kesin etki mekanizması bilinmemekle birlikte, asetil kolin
blokajı, seretonin inhibisyonu ve dopamin serbestleşmesi yaptığı düşünülmektedir.
Kişinin ruh hali, alınan doz miktarı etkinin değişmesine yol açar. Sessizlik ve
yoğun fantezi içine girilir. Vücudun ağırlığı kaybolur, hissizlik meydana gelir.
İşitme ve görme halüsinasyonları görülebilir. PCP’nin etkisini genellemek
oldukça güçtür; çünkü kişiden kişiye farklı etkilere yol açar. Kimi insanı
daha sosyal, konuşkan, pozitif yaparken bir başkasını daha saldırgan, bir diğerini
pasif yapabilir.
Sonuçlar: PCP ile ciddi yan etkiler ortaya çıkar.
Maddeden kaynaklanan toksikasyon psikozlara, akut zihinsel sendromlara veya komaya yol
açabilir. Sıkıntı, korku, zihin bulanıklığı, ajitasyona sebep olur. Hipertansiyon,
ataksi, yüz ve boyun bölgesinde adale rijiditesi, hipertermi, hipersalivasyona neden
olmaktadır.
RİTALİN
Genel Özellikleri: Ritalin, dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu sendromu olan çocukların tedavisinde kullanılan bir ilaçtır.
Bazen narkolepsi tedavisinde de kullanılabilir. Merkezi sinir sistemini uyarır; etkisi
metaamfetaminlere göre daha az, kafeine göre daha fazladır.
Kullanım ve Görünüm: Ritalin tabletler halinde ve sadece doktor reçetesi ile
satılmaktadır.
Etkiler:
Ritalin hiperaktif çocukları yatıştırıcı, dikkat eksikliği olanları da
odaklayıcı bir etkiye sahiptir. Tavsiye edildiği dozda alındığında faydalı
olabilmektedir. Yapılan araştırmalarda da tedavinin parçası olarak ve tavsiye edilen
dozda kullanılan Ritalinin bağımlılık yapmadığı gösterilmiştir. Fakat uyarıcı
etkileri nedeniyle, insanların bu ilacı istismar ettikleri bilinmektedir. Ritalinin
etkisini arttırmak için eroinle ya da hem eroin hem de kokainle karıştırıp
kullananlar olduğu saptanmıştır. Orta okul ve lise öğrencileri tabletleri kırıp
burundan çekerek ya da tabletleri yutarak “kafa bulmaya” çalışmaktadırlar.
MANTAR
(PSİLOSİBİN)
Genel Özellikleri: Dünya üzerinde çeşitli maddelerin
kullanımı yüzyıllar önce dini törenlerde başlamıştır. Bu maddeler arasında
mantarların da önemli bir yeri vardır. Orta Amerika’da Psilocybe türleri, Avrupa ve
Asya’nın kuzeyinde ise Amanita muscaria mantarı yüzyıllar boyunca insanları hayal
alemine sokmuştur. . Bu mantarların kimyasal yapısı ve farmakolojisi, 20. yüzyılda
yapılan bilimsel araştırmalarla aydınlığa kavuşmuştur.
Meksika’nın “kutsal mantarları” hakkındaki bilgilerin kaynağı, 1512 yılında
İspanyolların Orta Amerika’ya ayak basması ve Aztek İmparatorluğu’nu fethetmesi
ile başlıyor. 16. yüzyıl İspanyol yazarları, Aztekler’in “tanrının eti” diye
adlandırdıkları bazı mantarları dini törenlerinde kullandıklarını yazarlar.
İspanyol yazarların yazılarında, bu mantarların birkaç cinsinin bulunduğunu,
tadının acı olduğunu ve renkli hayaller görülmesine yol açtığından bahsederler.
R. Heim, 1953’te Stropharia cubensis ve Psilocybe mexicana mantarlarını yetiştirmeyi
başardı. Yetiştirdiği örnekleri yiyerek etkilerini gözlemleyen R. Heim, bu
örnekleri LSD’yi bulan Albert Hofmann’a gönderdi. Hofmann ve ekibi 1957 yılında
Psilocybe mexicana’nın aktif maddelerini elde ederek bunları psilosibin ve psilosin
olarak adlandırdılar. İlk farmakolojik deneyleri kendileri üzerinde
gerçekleştirdiler.
Görünüş ve Kullanım: Mantarlar kurutularak ya da çiğ olarak tüketilmektedir.
Büyülü/sihirli mantar (magic mushroom), hem çiğ olarak besinlerle
karşılaştırılarak yenebilir hem de sıvılaştırılarak yutulabilir. Büyülü
mantarın birkaç değişik tipi vardır. Özgürlük mantarı adı verilen tipi
İngiltere’de en fazla bulunanıdır ve psilosibin isimli aktif maddeyi içerir.
Etkileri:
Psilosibin doğada bulunan ilk fosforlu indol bileşiğidir. Kimyasal yapısı beyin
tarafından salgılanan serotonin maddesine çok benzer. Psilosibin vücutta psilosine
dönüşür ve merkezi sinir sistemi üzerine etki eder. Halüsinojen etki yapan
psilosibinin dozu kişiye göre 5-50 mg arasında değişir. Bugüne kadar
kullanıldığı kaydedilen en yüksek doz 120 mg’dır. Kurutulmuş Psilocybe mexicana
mantarı % 0,2-0,4 psilosibin içerir. Halüsinojen etkiyi elde etmek için 2-4 g kuru
mantar yemek yeterlidir.
Mantarı yedikten sonra 30-60 dakika içinde etkisi görülmeye başlar. İlk belirtiler
gözün odak yapmakta güçlük çekmesidir. Daha sonra renkli hayaller, parlak renkler
görülmeye başlanır, zaman kavramı yok olur, birkaç dakika saatler gibi gelir. Bu
sırada kişi konuşabilir ve gördüğü hayalleri anlatabilir. Bu etkiler 2-4 saat
sürer. Psilosibinin, insanlar ve hayvanlar üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak
araştırılmış ve LSD’nin etkilerine çok benzediği saptanmıştır.
Tüm maddelerde olduğu gibi meydana çıkan etkiler, kullanılan dozun miktarına,
kullanıcının kişilik yapısına ve ilacın alındığı ortama göre değişiklik
gösterir. Genellikle 20-30 mantarlık bir doz güçlü bir “trip” meydana getirir.
Büyülü mantarlar, düşük dozlarda cannabisinkinden (esrar) farklı olmayan bir
relaksasyon hissi oluşturur. Daha yüksek dozlarda ise deneyimin, LSD’deki etkiye daha
benzer bir durum yarattığı düşünülmektedir. Kullanıcılar, renklerin daha canlı
ve yoğun hale geldiği, halüsinasyondan oluşan bir deneyim yaşarlar. Büyülü
mantarın “trip”i yaklaşık 4 saat gibi, LSD’nin süresine göre daha kısa bir
süredir.
Sihirli mantarlar özellikle 60’lı yıllardan sonra yaygın olarak kullanılmaya
başlanmıştır. Gerçeklikten uzaklaşma, gerçekte var olan duyguları görmezden gelme
etkisi yaratan mantarlar, bireyin duygularında ani gel- gitlere yol açar. Bir an
dünyanın en gözü kara insanıyken, göz açıp kapayana kadar varolan her şeyden
korkmaya başlayabilirler.
Sihirli mantarların bağımlılık potansiyeli vardır. Psikolojik bağımlılığı
güçlü olduğundan tedavisi de güçtür. Aşırı dozdan kurtulmak için su içmek
gerekir.
KAYNAKLAR
|